29 Kasım 2012 Perşembe

Norveçli Somonla Akdenizli Karidesin Kâse Kardeşliği


Önceleri -tipik bir Orta Anadolulu tavrıyla- balığın da çorbası mı olurmuş diyerek bu tarz çorbalara burun kıvıran bendeniz şimdilerde her türlü deniz ürününden farklı çorbalar hazırlamaya bayılıyorum. Epeydir aklımda olup da bir türlü uygulamaya geçemediğim bir tarifi dün gerçekleştirdim: Bol sebzeli somonlu karides çorbası.

Somon fileto her zaman olduğu gibi Metro Gross Market’ten, karidesler ise Kumkapı Balık Pazarı’ndan. Malumunuz üzere İstanbul’a yeni taşındım ve henüz acemisiyim. Bu yüzden ahkam kesmiş gibi olmak istemem fakat sanırım bu renkli koca Pazar deniz ürünleri çeşitliliği açısından İstanbul’un en zengini.

Tabiyatiyle prensip olarak taze deniz ürünlerinin günlük olarak tüketilmesi taraftarıyım. Lakin çiğ olarak tadına baktığım balıkçının ikramı karidesin cazibesine dayanamayıp bir miktar satın almıştım bu Pazar’ı ilk ziyaretimde. Burnumda keskin bir deniz kokusu ve damağımda deniz tuzu hissettiğimi hatırlıyorum. Belli ki o günün sabahında can vermişti bu mahlukat-ı anten... Böcekleri aynı günün akşamında ayıklayıp temizledikten sonra dondurucuya atmıştım.







Bir adet kereviz sapını, orta boy bir kuru soğanı ve havucu minik minik doğrayıp üç çorba kaşığı zeytinyağı ile birlikte tencereye aldım. Bir tutam tuz ekleyip arada bir karıştırarak orta ateşte pişmeye bıraktım. Sebzeler biraz yumuşayınca kabaca doğradığım üç diş sarımsağı ilave edip bir iki dakika çevirdim.

Mirepoix (kereviz sapı, havuç ve soğan üçlemesi)



İkinci aşamada bir litre kaynar suyu tencereye boşalttım, karışımı iki dakika kaynattım. Küp küp doğradığım bir adet patatesi ekleyip kaynatmaya devam ettim. Patatesler pişmeye yakın kılçıkları ayıklanmış ve yarım santimlik küpler halinde doğranmış 150 gr somonu ve 200 gr karidesi bütün olarak çorbaya ilave ettim. Üç dakika kadar orta ateşte kaynatmaya devam ettim. 

Son aşamada taze çekilmiş karabiberi, bir adet limonun suyunda çırpılmış yumurta sarısını, bir çorba kaşığı dolusu tereyağını ve bir tutam ince doğranmış dereotunu ekleyip şöyle bir karıştırdıktan sonra ocağın altını ve tencerenin kapağını kapatıp çorbayı dinlenmesi için rahat bıraktım. 
  
İşte sonuç: Bol taneli, vitaminli, proteinli, Omega-3’lü harika bir sonbahar çorbası... Tereyağında pul biber ve sarımsakla sotelenmiş karidese bayılan İlknur Hanım cimcimelerin sebzeli suda yüzen bu halini görünce önce yadırgamış olsa da kâsenin dibini benden önce gördü...



Öğünü çeri domatesli radika salatası ve tekir tava ile tamamladık.



Tarifteki alt ve üst yapı her türlü balık çorbasına uygulanabilir. Ana malzeme olarak somon ve karides yerine sıkı etli herhangi bir ya da birkaç çeşit balık tercih edilebilir. Daha yoğun ve kompleks bir lezzet için su yerine balık kafasından ve kemiklerinden elde edilen sebze ve baharat çeşnili balık suyu kullanabilirsiniz.

Afiyet olsun!

Esen K.
























Şile Yolları Taştan, Mantarları Çıkardı Beni Baştan


Mantarlara olan merakımı bilen bilir, bilmeyen de öğrensin artık. Blogumuzun adını boşuna Café Chanterelle koymadık. Ormanda dolaşıp bulduğum envai çeşit mantarın fotoğraflarını çekmek benim için dünyanın en büyük keyiflerinden. Her yeni keşfimde hazine bulmuşcasına sevindirik olur, büyülenir, kendimden geçerim... Mantarlar aleminin her bireyi kendi ortamında inanılmaz derecede fotojeniktir. Makro-fotoğrafçılığın vazgeçilmez fotomodellerindendir kendileri.

Mantar fotoğrafçılığı ve gözlemciliği dışında fırsat bulduğum birkaç orman yürüyüşünde iyi bildiğim bazı yabani tür mantarlardan kendim toplayıp yemişliğim yedirmişliğim de vardır.

Ayrıca Türkiye’nin ilk ve tek mantar uzmanı olan Sayın Jilber Barutçiyan’ın kurmuş olduğu mantardostu mail grubunun (mantardostu@googlegroups.com) da bir üyesiyim. Jilber Hoca sağ olsun, sonunda Türkiye’nin ilk mantar kitabını da yayınladı: Türkiye’nin Mantarları-1, Oğlak Yayınları, 2012.

Ankara’da ikamet ederken daha çok Kızılcahamam ormanlarında gezinirdim. Şile ormanlarının mantar ile ilgili namını duyunca 15-16 Kasım tarihlerinde yollara düştüm. İlk gün önce ormanda bir keşif yolculuğuna çıkıp bol bol fotoğraf çektim. Sonra da Şile’ye uğrayıp şehir turu attım. İkinci gün bir arkadaşımla birlikte yine ormanda dolaştık, öğleden sonra ise Şile pazarını ziyaret ettik. Bu gezilerde çektiğim mantar fotoğraflarını bir başka yazıda paylaşmayı planlıyorum.

Yer tezgahında bal kabağının yanında Boletus Edulis ve Agaricus Compestris satan bir teyze

İlk gün Şile meydanında dolanırken yol kenarında kendi topladıkları mantarları satan teyzelere rastladım. Mantarlar üzerine biraz söyleştikten sonra üç tür mantar satın aldım: Cantharellus Cibarius (Tavuk Mantarı), Agaricus Compestris (İçi kızıl) ve bir Lactarius türü (Fındık Tirmiti). (Fındık tirmiti konusunda kendisine danıştığım Jilber Bey bu mantarın Lactarius Badiosanguineus olduğunu tahmin ediyor.) Dönüş yolunda yol kenarında bulunan bir dinlenme mekanındaki satıcılardan ise bol miktarda Boletus Edulis (Kıkırdak Mantarı) aldım. Parantez içindeki isimler mantarların Şilece isimleridir.

Blog mankenimiz kayısı kokulu Matmazel Cantharellus Cibarius (Balkadın, Tavuk mantarı, Kaz Ayağı)

Kültür mantarının yabanisi ve daha lezizi Agaricus Campestris (Çayır Mantarı, İçi Kızıl)

Acımtırak Lactarius sp. (Badiosanguineus???) (Fındık Tirmiti)

Heybetli Boletus Edulis (Porçini, Ayı Mantarı, Taş Mantarı, Çörek mantarı, Kıkırdak Mantarı)

Akşam yemeğinde misafirimiz vardı. Öncesinde tüm mantarları bir güzel temizledim. Normalde yabani mantarları yıkamadan temizlemek gerek. Yoksa sünger gibi su çekerler ve aromalarını da suya bırakırlar. Bu nedenle mantarları ormanda toplarken tozunu toprağını bir fırça yardımıyla temizlemek en iyisi. Fakat benim artık böyle bir şansım olmadığı için iyice kuruyup katılaşmış olan çamurları çıkarmak için bazı mantarları kısa süreliğine de olsa suya tutmak zorunda kaldım.

Yerken yabani mantarların o kendine has naif lezzetlerini alabilmek için en iyi pişirme yöntemi sade olarak az yağda diri kalacak şekilde kısa süreliğine sotelemektir.

Balkadınları önce yağsız olarak harlı ateşte tavaya aldım. Suyunu bırakıp çekince tereyağ ve tuz ekleyip üç dört dakika çevirdikten sonra tadını belirginleştirmek için çok az miktarda krema ekleyip gazı kestim. Hafif baharatımsı lezzet tartışmasız ON NUMARA! Eşsiz bir damak deneyimi!



İçi kızılları da aynı şekilde pişirdim; sarımsaklı süzme yoğurt ile servis ettim. Bu mantarlar bol miktarda siyah renkli sıvı bıraktı tavaya. Lezzetinde yoğun bir kültür mantarı aroması hakim.



Fındık tirmitlerini bir saat kadar tuzda beklettikten sonra sudan geçirdim. Daha sonra tencereye aldım ve tüm suyu buharlaşana kadar kendi suyunda haşladım. İki adet soğanı ince doğrayıp zeytinyağında yumuşayana kadar çevirip mantarları ilave ettim. Üç dakika kadar karıştırarak pişirmeye devam ettim, tuz ekleyip pişirme işlemini tamamladım. Tirmitleri bu şekilde pişirmeyi satıcı teyzeden öğrendim; iyi ki de öyle yapmışım çünkü acı olan bu mantarların acısını almanın tek yolu bu. Soğan da mantarın tatlanmasına ayrıca yardımcı oldu.



Porçinileri ise iri parçalar halinde doğradıktan sonra zeytinyağı ve tereyağı karışımında üç-dört dakika kadar harlı ateşte çevirerek pişirdim. Rende parmesanla tatlandırdım. Porçiniler pişerken keskin bariz bir fındık kokusu yayıldı mutfağa. Findukimsu, hafif tatlımsı, kırmızı eti andıran bir lezzeti var bu mantarların.


Mantarların yanına garnitür olarak ızgara tavada bonfile hazırladım. Konuklarımız hayatlarında bırakın tatmayı adını duymadıkları mantarların benzersiz lezzetlerine varınca kendilerinden geçtiler diyebilirim.


Ne mutlu bana ki konuk dostlarıma böylesine bulunmaz bir yabani mantar şöleni sunma şansına sahip olmuştum böylece...


Lezzet şampiyonu Chanterelle oldu!

Gümüş madalyanın sahibi Boletus Edulis.

Bronz madalya içi kızılların...


Tanrının en muhteşem lütuflarından olsa gerek yenebilen yabani mantarlar. Her güzelliğin olduğu gibi onların da var elbet bir kusuru: Zehirli hatta öldürücü derecede zehirli benzerleri!!! Yenebilirliğinden %100 emin olmadığınız mantarları kesinlikle toplamayın, tüketmeyin!

Unutmayınız ki tüm mantarlar yenebilir ama bazıları son yemeğiniz olabilir!

Tüm mantar dostlarına selam olsun.

Saygılarımla,

Esen K.

ÖNEMLİ UYARI: Bu blogdaki bilgileri kullanarak mantar toplamayın. Zehirli ve yenebilen mantarları birbirinden ayırt etmek bazen çok zor olduğundan topladığınız mantarlar hakkında bilgi sahibi olmak için mutlaka bir uzmana danışın.

Kaynak: Türkiye’nin Mantarları-1, Jilber Barutçiyan, Oğlak Yayınları, 201

13 Kasım 2012 Salı

Bahriye'nin mutfağından: Hamsi-Pilaf


Bahriye’nin biricik oğulcağızı Turan teşrif etmiş taaaa İstanbul’lardan. Cancağızı da anasının hamsi-pilafından çekmiş. Dayanır mı Bahriye Ana’nın yüreciği... Ertesi güne söz verdi kendisi, taze hamsi bulunması şartıylan. Namını duymuşum bi kerem, meşhurmuş Bahriye’nin hamsi-pilafı, kaçar mı bu fırsat İstanbul’a göçerayak...

Büyük yerden emir alındı, görev bellendi taze hamsi bulma işi; ertesi sabah erkenden kalkıldı, yol alındı, ilişkiler kullanılarak şehr-i Ankara’nın en taze hamsileri bulundu, 1.5 kg alındı, tez yetiştirildi Bahriye Hanım'a...

Hamsiler hemencecik ayıklanıverdi, sudan geçirildi, tuzlandı, süzgece bırakıldı, yarım saat bekletildi. Adil Amca sevgilisine kıyamayıp yardımcı oldu bu süreçte kendisine (gizliden emir mi almıştı yoksa???)...


Bahriye Teyze 2 adet kuru soğanı zar şeklinde doğrayıp zeytinyağı/tereyağı karışımıyla pilav tenceresine aldı ve pembeleşinceye dek kavurdu.  Tencereye önceden ısladığı pirinci (2 su bardağı) ve bir avuç kuş üzümünü ilave etti. Tuz, karabiber, yenibahar, tarçın ve bol kuru nane ile tatlandırdı. Baharatların miktarını göz kararıyla ayarladı yılların tecrübesi mutfak emektarı nam-ı diğer Hopbik. Pirincin üzerini bir parmak geçecek kadar kaynar su ekleyip tencerenin kapağını kapattı ve iç pilafı kısık ateşte pişmeye bıraktı. Arzuya göre maydanoz da eklenebileceğini ifade etti Bahriye. Pilaf suyunu çekince gazı kesti, dinlenmeye bıraktı...



Hopbik iş başında

Bu arada suyu iyice süzülmüş olan hamsileri ayrı bir kapta mısır unu, buğday unu ve tuz karışımıyla harmanladı Hopbik. Hamsilerin derili yüzlerini tekrar unlayarak sıvıyağ ile yağladığı tavaya asker gibi dizdi. İşin bu keyifli kısmında ben de topa giriştim... Sonra pilafı hamsilerin üzerine döküp bir kaşık yardımıyla dümdüz etti. Kalan hamsileri yine unlayıp pilafın üzerine aralarında boşluk bırakmayacak şekilde dizdik.



Bahriye hamsi-pilafın pekala fırında da pişirilebileceğini ama hamsilerin fırında pişerken kuruyabileceği görüşünü bizlerle paylaştıktan sonra pilafın alt yüzünü orta ateşte pişmeye bıraktı. Hamsiler nar gibi kızarınca nevaleyi altüst edip diğer tarafını da aynı şekilde pişirdik. Tecrübeyle sabittir ki bu çevirme meselesi epey meşakkatlidir, neyse ki kazasız belasız atlattık bu işi bu sefer. 












Telaşlanmadan, cool bir edayla yaklaşmak lazım meseleye... Kapağı tavanın üzerine kapatıp bir hamlede çevireceksin mereti, sonra vıjjjjjt kaydırıvereceksin tekrar tavaya.


































Yanık Turan ısınma turlarında...
Bahriye'nin büyük kızı Didem beklemede...






















Pilafı bir süre demlenmeye bıraktıktan sonra afiyetle mideye gömdük, çaylarımızı içtik, tatlılarımızı yedik. Sonra mı? Gece yarısına kadar beşlik yanık çevirmece. Yaktım Ayhan familyasını, üttüm tüm paracıklarını. Eeeee, İstanbul’a taşınmak kolay mı...

Turan’ı İstanbul otobüsüne zor yetiştirdim, ertesi gün iş yerinde perişan olmuş zavallı... Duyduğuma göre Didem’le Hopbik tüm günü uykuda geçirmiş... Eve varınca yatağa kendini zor atan ben ise öğleden sonra ancak ayılabildim...

Ellerine sağlık Giresun’un Gülü, Yenimahallenin neşe kaynağı, yanıkçıların kraliçesi Hopbik Teyze Bahriye!

Şimdiden çok özledim seni ve muhteşem yemeklerini. Bir de beşlik yanık muhabbetini. İlla da beşlik olacak ama, ikibuçukluk kesmez bu saatten sonra...

Sevgiler, Saygılar

Esen K.



29 Haziran 2012 Cuma

Makarna sosları, Bölüm III: Pesto Mesto


Pesto, genelde makarnalarda kullanılan bir İtalyan sosudur. Tavuk yemeklerine ve bazı çorbalara da (minestrone gibi) eklenebilir. Temel malzemeler fesleğen ve sızma zeytinyağı ise de pestonun lezzetini tırmandıran diğer iki eleman dolmalık fıstık (çamfıstığı) ve parmesan peyniridir.
Fesleğen yerine reyhan, ıspanak, maydanoz veya roka gibi farklı yeşil otlar, dolmalık fıstık yerine de kabuğu soyulmuş kuru badem, yer fıstığı, çiğ fındık, antep fıstığı v.b. kullanılabilir. Malzeme seçimi size kalmış...
Sicilya kökenli diğer bir çeşit pesto sosun yapımında fesleğen yerine güneşte kurutulmuş domates kullanılır. Bu kırmızı pestoda dolmalık fıstığın yerini de yer fıstığı alır.
Aromatik lezzeti ve hafifliğiyle İtalya’da özellikle bahar ve yaz aylarının vazgeçilmezi olan pesto, geleneksel usule göre büyük bir havanda malzemeler dövülerek ve ezilerek hazırlanır. Böylece elemanlar birbirleriyle iyice kaynaşır ve sonuçta ortaya hem lezzet hem görüntü bakımından neredeyse homojen bir sos çıkar. 
Pesto yapımında mutfak robotu ya da blender de kullanabilirsiniz ama aynı sonucu alamazsınız. Eskiden – özellikle de sarımsak ezmek için - her mutfakta mutlaka bir pirinç havan bulunurdu. Sarmısak ezmek/rendelemek için - çoğu işe yaramaz - envai çeşit alet/edevat, malzeme ufaltmak/kıymak için robotlar icat olundu, mertlik bozuldu... 


Şunu bilesiniz ki pesto yapımında bunların hiçbiri biraz büyükçe sağlam bir havanın yerini tutamaz! 

Granit havanım, mutfağımdaki sadık yarim...



Pesto: Pesto alla Turco-Genovese


Önce 3-4 diş sarımsağı bir fiske tuzla birlikte havanda eziyoruz. 

Sonra 50 gr dolmalık fıstığı ve 50 gr baklavalık antep fıstığını havana ekleyip karışım macun kıvamını alana dek ezmeye devam ediyoruz.

İki bardak dolusu taze fesleğen yaprağını azar azar havana ilave ederek eze eze karışıma yediriyoruz. 

Sekiz yemek kaşığı sızma zeytinyağını ekleyip karıştırıyoruz. 

Sonra ¾ su bardağı dolusu rendelenmiş parmesanı ve ½ su bardağı rendelenmiş Kars gravyerini karıştırarak ilave ediyoruz.

Son olarak bir tutam taze çekilmiş karabiberi ekleyip sosumuzu tamamlıyoruz.


Dişe gelir kıvamda haşlanmış makarnayla harmanlayıp servise hazırlıyoruz.


İyi bir sızma zeytinyağı şart!

Mesto: Reyhanlı Pesto için malzeme listesi


1 bağ taze reyhanın yaprakları

50 gr kabuğu soyulmuş badem

2-3 diş sarımsak (isteğe bağlı)

6 yemek kaşığı sızma zeytinyağı

½ su bardağı rendelenmiş parmesan

½ su bardağı rendelenmiş sert keçi peyniri


½ çay kaşığı taze çekilmiş karabiber




























Pesto yapımı bu kadar basitken sakın ola ki o beş para etmez hazır soslardan satın alayım demeyin! Beni de söyletmeyin, deli etmeyin!





Malzeme seçiminde bana birebir uymak zorunda değilsiniz.


De hadi gidin, paracığınıza kıyıp bir havan alın, kendi pestonuzu kendiniz yaratın daaaa!




Dip Not: Kalan pestoyu buz kalıbında dondurarak saklayabilirsiniz.

Bon Appetit!

Esen K.



27 Mayıs 2012 Pazar

Sosis ve Bira Cenneti: Kobenhavn


Bavyera birasına ve sosisine toz kondurmazdım; ta ki yolum Kopenhag’a düşene dek...

Yaptığım hesaba göre 2009 – 2010 dönemini masalcı H. C. Andersen’in ve Denizkızının memleketi Kopenhag’da geçiren sevgilimi tam dört kez ziyaret etmiş ve burada toplamda 34 gün ikamet etmişim.

Kopenhag, Zealand ve Amager adaları üzerine kurulmuş; bu iki adayı birbirinden ayıran geniş kanala bağlı irili ufaklı kanallarla örüntülü, kökleri ortaçağa uzanan geleneksel bir mimari ile modern mimarinin uyumla raks ettiği cool ve zarif bir kent.


Araç trafiğine kapalı sokakları ve tüm kaldırımları çeşitli ebatta ve renkte taşlarla döşeli, duvarları tuğlalarla örülü; düzayak bir arazi üzerine kurulu bir ortaçağ kenti olan Kopenhag’ın her köşesine bisikletle ulaşım mümkün. Zira kentin tüm caddelerinde bisiklete özel yollar, trafik lambaları ve işaretleri mevcut. Popülasyonun üçte biri ulaşımını yaz-kış demeden iki teker üzerinde sağlıyor.

The Wall


Kaldırımda yürürken bisiklet yollarına Dikkat! Her an bir velesbit çarpabilir!

Velespit


Yüzlerce yıllık parkları, bahçeleriyle Dünyanın en çevre dostu kentlerinden biri Kopenhag. Ancak doğanın izin verdiği alanlarda yapılaşma mevcut.

Öyle bizdeki gibi önce orman arazisini yok edip, üzerine beton ucubeler diktikten sonra kıyıda köşede kalan üç-beş metrekareye çim ekip 'ahan da sana yeşil alan' mantığı yok yani oralarda...



Yaşanılacak en iyi şehirler listesinde her sene mutlaka ilk onda yer alan Kopenhag, aynı zamanda refahın tavan yaptığı Dünyanın en pahalı yerleşim yerlerinden birisi durumunda...

Pølse og Øl i København

İskandinavya’nın hub’ı konumundaki Kastrup Havaalanı'na ilk indiğimde hemen fark ettiğim sosisçi büfesinde tıkınan iri kıyım Danimarkalıdan almıştım sinyali: Kütür ızgara sosisler, buz gibi taze biralar...

Hemen her sokak başında karşınıza çıkabilen çoğu tekerlekli mobil sosisçi büfelerinde 5-6 çeşit sosis bulunabiliyor: Wiener benzeri geleneksel kırmızı Rød Pølse, bol baharatlı Nürnberger tipi açık renkli sosisler, bir-iki dilim bacona sarılı Frankfurter’i andıranlar, füme, körili veya chili (acı) hotdoglar, ...


Sosisler biraz haşlandıktan sonra ızgarada pişiriliyor. İsteğe göre ekmek arası ya da karton tabakta servis ediliyor. Garnitür olarak; küp şeklinde doğranmış kuru soğan, kızartılmış kıtır kuru soğan ve kağıt inceliğinde dilimlenmiş Alman tipi hıyar turşusu mevcut. Sos olarak ise; ev yapımı chili ve remulade, standart hardal, ketçap, mayonez, barbekü ve diğerleri arasından seçim yapılabiliyor.

Tercihinizi – küçük / büyük - ekmek arası veya kağıt servis tabağından yana kullandıktan sonra garnitürleri ve sosları seçiyorsunuz. Sosisiniz bir dakkada hazır!

Akabinde; kütür kütür sosisleri buzzz gibi birayla birlikte afiyetle kütürdetmece...

Olsa da yesek... Ama yok, hiç yok ki buralarda böylesi...






Danimarkalılar senede yaklaşık 135 000 000 adet Rød Pølse (kırmızı sosis) tüketiyorlar. Nüfusun 5.5 milyon olduğu bir yer için hiç de fena bir rakam sayılmaz...

Dünyaca ünlü Tuborg ve Carlsberg Danimarka kökenli bira markaları; Danimarka dışında işbirliği halinde olan bu iki dev markanın envai çeşit birasını hemen tüm marketlerde bulabilirsiniz. Bunun dışında özel üretim yapan butik markaların enfes biraları da mutlaka denenmeli...

Danimarka’nın tüm biraları ADAM gibi...



Turistik tiyolar:


Kopenhag; müzeleriyle, özgün mimarisiyle, jazz, rock ve electronica ağırlıklı müzik festivalleriyle, gece kulüpleriyle Avrupa’nın en önemli kültür/sanat ve eğlence merkezlerinden.


Otobüsle ve/veya botla gerçekleştirilen şehir turlarına katılmak şart. Yaz aylarında canlı müzik eşliğinde gerçekleştirilen bot turları ise kaçırılmamalı. Bize Scandinavian Rhythm Boys denk gelmişti. İhtiyar delikanlılar Kopenhag kanallarında - şarkı aralarında bahsettikleri anektodlarla - kolay kolay unutulmayacak keyifli bir Blues/Jazz tarihi yolculuğuna çıkarmışlardı bizi...










950 kişilik popülasyonun komün hayat sürdüğü Freetown of Christiania’ya bir tam gün ayırmak lazım. Akşam üzeri Spiseloppen’de leziz bir akşam ziyafeti çektikten sonra alt kattaki Musikloppen’de veya yakındaki Jazz Club’da canlı müzik eşliğinde eğlenmek eşsiz bir deneyim. Bu kasaba başka bir alem...


Danimarka’nın en büyük arkeoloji ve kültürel tarih müzesi Nationalmuseet; ülkenin milli sanat müzesi olup 12nci yy ve sonrasına ait ulusal eserlerin yanı sıra Rembrandt, Picasso, Matisse gibi modern ressamların eserlerinin de sergilendiği National Gallery (Statens Museum for Kunst); antik Mısır, Roma ve Yunan kültürlerinden heykellerle aynı atmosferi soluyan empresyonist (izlenimci) ve/veya post-empresyonist Monet, Renoir, (Cezanne), Van Gogh gibi ressamların yapıtlarının yer aldığı sanat müzesi Ny Carlsberg Glyptotek; güncel/çağdaş sanat müzesi Louisiana mutlaka ziyaret edilmeli.

Biri yer, birileri bakar... (Statens Museum for Kunst'tan bir eser)



‘Yoh aga ben yediğim kazığa doyamadım, gönlüm iyicene pahalıya yiyip-içip eğlenmek ister' derseniz; Tivoli Garden bulunmaz nimet: tam bir turistik tuzak! Vakit müsaitse bi kez turlamaya değebilir yine de.


Tivoli Garden







       
Meraklısı için Carlsberg Jacobsen Brewhouse ziyaret edilesi asırlık bir bira imalathanesi.


Bi velesbit kiralayıp turlamaca...


Oslo'ya da uğrayabilirsiniz: Kopenhag-Oslo arası günlük feribot seferleri hizmetinizde...









                                                                                                                                                                                                                
Son üç yıldır (2010-11-12) Dünyanın en iyi lokantası seçilen 'noma' kibirli Danimarkalıların övünç kaynaklarından. Bütçe uygunsa rezervasyonunuzu çok önceden yapın derim...


noma









                                                                                                   
Bu sene 5-8 Temmuz (2012) tarihleri arasında düzenlenecek olan Roskilde Müzik Festivali türünün iyi örneklerinden bir efsane.


Øresund köprüsü Kopenhag’ı karşı taraftaki Malmö’ye bağlıyor. Yarım saatlik bir tren yolculuğu sonrası İsveç’tesiniz...


Malmö














                                   
Bir çeşit açık soğuk sandviç olan Smørrebrød (kelime anlamı: tereyağlı ekmek) dükkanları en geç öğleden sonra ikiye kadar açık. Danimarka’nın milli/geleneksel fastfood’u sayılabilecek bu Smørrebrød'lar envai çeşit şarküteri ve/veya günlük deniz ürünleri, peynir çeşitleri, taze sebze/meyveler ve türlü soslarla hazırlanıyor.

Kuzey Denizi ve Grönland dolayısıyla deniz ürünleri bakımından çok şanslı bi liman kenti Kopenhag



DELICATESSEN !







Seçtiğiniz malzemeler tereyağlı bir dilim çavdar ekmeği (rugbrod) üzerine yerleştirilerek servis ediliyor. Mutlaka deneyin!






Nyhavn’da sosisle bira keyfi yaparak gelen-geçeni, cafelerde takılanları dikizleyebilirsiniz. Bütçeyi sarsmamak adına 4'lü ya da 6'lı biranızı ara sokaktaki mahalle bakkalından tedarik etmenizi salık veririm...

Nyhavn'ın sağ kolu



Nyhavn'ın sol kolu




                   
Kopenhag’ın biraları ve sosisleri Bavyera’nınkilerle rahatlıkla yarışır düzeyde...


34 günde 8 tane sosisli götürmüşüm... Ortalamayı tutturmuş muydum acabaaa?



























Sevmişim ben bu şehri galiba!


Kobenhavn: Kuzeyin Paris'i




Esen K.

It's Time for a Tuborg now...