29 Haziran 2012 Cuma

Makarna sosları, Bölüm III: Pesto Mesto


Pesto, genelde makarnalarda kullanılan bir İtalyan sosudur. Tavuk yemeklerine ve bazı çorbalara da (minestrone gibi) eklenebilir. Temel malzemeler fesleğen ve sızma zeytinyağı ise de pestonun lezzetini tırmandıran diğer iki eleman dolmalık fıstık (çamfıstığı) ve parmesan peyniridir.
Fesleğen yerine reyhan, ıspanak, maydanoz veya roka gibi farklı yeşil otlar, dolmalık fıstık yerine de kabuğu soyulmuş kuru badem, yer fıstığı, çiğ fındık, antep fıstığı v.b. kullanılabilir. Malzeme seçimi size kalmış...
Sicilya kökenli diğer bir çeşit pesto sosun yapımında fesleğen yerine güneşte kurutulmuş domates kullanılır. Bu kırmızı pestoda dolmalık fıstığın yerini de yer fıstığı alır.
Aromatik lezzeti ve hafifliğiyle İtalya’da özellikle bahar ve yaz aylarının vazgeçilmezi olan pesto, geleneksel usule göre büyük bir havanda malzemeler dövülerek ve ezilerek hazırlanır. Böylece elemanlar birbirleriyle iyice kaynaşır ve sonuçta ortaya hem lezzet hem görüntü bakımından neredeyse homojen bir sos çıkar. 
Pesto yapımında mutfak robotu ya da blender de kullanabilirsiniz ama aynı sonucu alamazsınız. Eskiden – özellikle de sarımsak ezmek için - her mutfakta mutlaka bir pirinç havan bulunurdu. Sarmısak ezmek/rendelemek için - çoğu işe yaramaz - envai çeşit alet/edevat, malzeme ufaltmak/kıymak için robotlar icat olundu, mertlik bozuldu... 


Şunu bilesiniz ki pesto yapımında bunların hiçbiri biraz büyükçe sağlam bir havanın yerini tutamaz! 

Granit havanım, mutfağımdaki sadık yarim...



Pesto: Pesto alla Turco-Genovese


Önce 3-4 diş sarımsağı bir fiske tuzla birlikte havanda eziyoruz. 

Sonra 50 gr dolmalık fıstığı ve 50 gr baklavalık antep fıstığını havana ekleyip karışım macun kıvamını alana dek ezmeye devam ediyoruz.

İki bardak dolusu taze fesleğen yaprağını azar azar havana ilave ederek eze eze karışıma yediriyoruz. 

Sekiz yemek kaşığı sızma zeytinyağını ekleyip karıştırıyoruz. 

Sonra ¾ su bardağı dolusu rendelenmiş parmesanı ve ½ su bardağı rendelenmiş Kars gravyerini karıştırarak ilave ediyoruz.

Son olarak bir tutam taze çekilmiş karabiberi ekleyip sosumuzu tamamlıyoruz.


Dişe gelir kıvamda haşlanmış makarnayla harmanlayıp servise hazırlıyoruz.


İyi bir sızma zeytinyağı şart!

Mesto: Reyhanlı Pesto için malzeme listesi


1 bağ taze reyhanın yaprakları

50 gr kabuğu soyulmuş badem

2-3 diş sarımsak (isteğe bağlı)

6 yemek kaşığı sızma zeytinyağı

½ su bardağı rendelenmiş parmesan

½ su bardağı rendelenmiş sert keçi peyniri


½ çay kaşığı taze çekilmiş karabiber




























Pesto yapımı bu kadar basitken sakın ola ki o beş para etmez hazır soslardan satın alayım demeyin! Beni de söyletmeyin, deli etmeyin!





Malzeme seçiminde bana birebir uymak zorunda değilsiniz.


De hadi gidin, paracığınıza kıyıp bir havan alın, kendi pestonuzu kendiniz yaratın daaaa!




Dip Not: Kalan pestoyu buz kalıbında dondurarak saklayabilirsiniz.

Bon Appetit!

Esen K.



27 Mayıs 2012 Pazar

Sosis ve Bira Cenneti: Kobenhavn


Bavyera birasına ve sosisine toz kondurmazdım; ta ki yolum Kopenhag’a düşene dek...

Yaptığım hesaba göre 2009 – 2010 dönemini masalcı H. C. Andersen’in ve Denizkızının memleketi Kopenhag’da geçiren sevgilimi tam dört kez ziyaret etmiş ve burada toplamda 34 gün ikamet etmişim.

Kopenhag, Zealand ve Amager adaları üzerine kurulmuş; bu iki adayı birbirinden ayıran geniş kanala bağlı irili ufaklı kanallarla örüntülü, kökleri ortaçağa uzanan geleneksel bir mimari ile modern mimarinin uyumla raks ettiği cool ve zarif bir kent.


Araç trafiğine kapalı sokakları ve tüm kaldırımları çeşitli ebatta ve renkte taşlarla döşeli, duvarları tuğlalarla örülü; düzayak bir arazi üzerine kurulu bir ortaçağ kenti olan Kopenhag’ın her köşesine bisikletle ulaşım mümkün. Zira kentin tüm caddelerinde bisiklete özel yollar, trafik lambaları ve işaretleri mevcut. Popülasyonun üçte biri ulaşımını yaz-kış demeden iki teker üzerinde sağlıyor.

The Wall


Kaldırımda yürürken bisiklet yollarına Dikkat! Her an bir velesbit çarpabilir!

Velespit


Yüzlerce yıllık parkları, bahçeleriyle Dünyanın en çevre dostu kentlerinden biri Kopenhag. Ancak doğanın izin verdiği alanlarda yapılaşma mevcut.

Öyle bizdeki gibi önce orman arazisini yok edip, üzerine beton ucubeler diktikten sonra kıyıda köşede kalan üç-beş metrekareye çim ekip 'ahan da sana yeşil alan' mantığı yok yani oralarda...



Yaşanılacak en iyi şehirler listesinde her sene mutlaka ilk onda yer alan Kopenhag, aynı zamanda refahın tavan yaptığı Dünyanın en pahalı yerleşim yerlerinden birisi durumunda...

Pølse og Øl i København

İskandinavya’nın hub’ı konumundaki Kastrup Havaalanı'na ilk indiğimde hemen fark ettiğim sosisçi büfesinde tıkınan iri kıyım Danimarkalıdan almıştım sinyali: Kütür ızgara sosisler, buz gibi taze biralar...

Hemen her sokak başında karşınıza çıkabilen çoğu tekerlekli mobil sosisçi büfelerinde 5-6 çeşit sosis bulunabiliyor: Wiener benzeri geleneksel kırmızı Rød Pølse, bol baharatlı Nürnberger tipi açık renkli sosisler, bir-iki dilim bacona sarılı Frankfurter’i andıranlar, füme, körili veya chili (acı) hotdoglar, ...


Sosisler biraz haşlandıktan sonra ızgarada pişiriliyor. İsteğe göre ekmek arası ya da karton tabakta servis ediliyor. Garnitür olarak; küp şeklinde doğranmış kuru soğan, kızartılmış kıtır kuru soğan ve kağıt inceliğinde dilimlenmiş Alman tipi hıyar turşusu mevcut. Sos olarak ise; ev yapımı chili ve remulade, standart hardal, ketçap, mayonez, barbekü ve diğerleri arasından seçim yapılabiliyor.

Tercihinizi – küçük / büyük - ekmek arası veya kağıt servis tabağından yana kullandıktan sonra garnitürleri ve sosları seçiyorsunuz. Sosisiniz bir dakkada hazır!

Akabinde; kütür kütür sosisleri buzzz gibi birayla birlikte afiyetle kütürdetmece...

Olsa da yesek... Ama yok, hiç yok ki buralarda böylesi...






Danimarkalılar senede yaklaşık 135 000 000 adet Rød Pølse (kırmızı sosis) tüketiyorlar. Nüfusun 5.5 milyon olduğu bir yer için hiç de fena bir rakam sayılmaz...

Dünyaca ünlü Tuborg ve Carlsberg Danimarka kökenli bira markaları; Danimarka dışında işbirliği halinde olan bu iki dev markanın envai çeşit birasını hemen tüm marketlerde bulabilirsiniz. Bunun dışında özel üretim yapan butik markaların enfes biraları da mutlaka denenmeli...

Danimarka’nın tüm biraları ADAM gibi...



Turistik tiyolar:


Kopenhag; müzeleriyle, özgün mimarisiyle, jazz, rock ve electronica ağırlıklı müzik festivalleriyle, gece kulüpleriyle Avrupa’nın en önemli kültür/sanat ve eğlence merkezlerinden.


Otobüsle ve/veya botla gerçekleştirilen şehir turlarına katılmak şart. Yaz aylarında canlı müzik eşliğinde gerçekleştirilen bot turları ise kaçırılmamalı. Bize Scandinavian Rhythm Boys denk gelmişti. İhtiyar delikanlılar Kopenhag kanallarında - şarkı aralarında bahsettikleri anektodlarla - kolay kolay unutulmayacak keyifli bir Blues/Jazz tarihi yolculuğuna çıkarmışlardı bizi...










950 kişilik popülasyonun komün hayat sürdüğü Freetown of Christiania’ya bir tam gün ayırmak lazım. Akşam üzeri Spiseloppen’de leziz bir akşam ziyafeti çektikten sonra alt kattaki Musikloppen’de veya yakındaki Jazz Club’da canlı müzik eşliğinde eğlenmek eşsiz bir deneyim. Bu kasaba başka bir alem...


Danimarka’nın en büyük arkeoloji ve kültürel tarih müzesi Nationalmuseet; ülkenin milli sanat müzesi olup 12nci yy ve sonrasına ait ulusal eserlerin yanı sıra Rembrandt, Picasso, Matisse gibi modern ressamların eserlerinin de sergilendiği National Gallery (Statens Museum for Kunst); antik Mısır, Roma ve Yunan kültürlerinden heykellerle aynı atmosferi soluyan empresyonist (izlenimci) ve/veya post-empresyonist Monet, Renoir, (Cezanne), Van Gogh gibi ressamların yapıtlarının yer aldığı sanat müzesi Ny Carlsberg Glyptotek; güncel/çağdaş sanat müzesi Louisiana mutlaka ziyaret edilmeli.

Biri yer, birileri bakar... (Statens Museum for Kunst'tan bir eser)



‘Yoh aga ben yediğim kazığa doyamadım, gönlüm iyicene pahalıya yiyip-içip eğlenmek ister' derseniz; Tivoli Garden bulunmaz nimet: tam bir turistik tuzak! Vakit müsaitse bi kez turlamaya değebilir yine de.


Tivoli Garden







       
Meraklısı için Carlsberg Jacobsen Brewhouse ziyaret edilesi asırlık bir bira imalathanesi.


Bi velesbit kiralayıp turlamaca...


Oslo'ya da uğrayabilirsiniz: Kopenhag-Oslo arası günlük feribot seferleri hizmetinizde...









                                                                                                                                                                                                                
Son üç yıldır (2010-11-12) Dünyanın en iyi lokantası seçilen 'noma' kibirli Danimarkalıların övünç kaynaklarından. Bütçe uygunsa rezervasyonunuzu çok önceden yapın derim...


noma









                                                                                                   
Bu sene 5-8 Temmuz (2012) tarihleri arasında düzenlenecek olan Roskilde Müzik Festivali türünün iyi örneklerinden bir efsane.


Øresund köprüsü Kopenhag’ı karşı taraftaki Malmö’ye bağlıyor. Yarım saatlik bir tren yolculuğu sonrası İsveç’tesiniz...


Malmö














                                   
Bir çeşit açık soğuk sandviç olan Smørrebrød (kelime anlamı: tereyağlı ekmek) dükkanları en geç öğleden sonra ikiye kadar açık. Danimarka’nın milli/geleneksel fastfood’u sayılabilecek bu Smørrebrød'lar envai çeşit şarküteri ve/veya günlük deniz ürünleri, peynir çeşitleri, taze sebze/meyveler ve türlü soslarla hazırlanıyor.

Kuzey Denizi ve Grönland dolayısıyla deniz ürünleri bakımından çok şanslı bi liman kenti Kopenhag



DELICATESSEN !







Seçtiğiniz malzemeler tereyağlı bir dilim çavdar ekmeği (rugbrod) üzerine yerleştirilerek servis ediliyor. Mutlaka deneyin!






Nyhavn’da sosisle bira keyfi yaparak gelen-geçeni, cafelerde takılanları dikizleyebilirsiniz. Bütçeyi sarsmamak adına 4'lü ya da 6'lı biranızı ara sokaktaki mahalle bakkalından tedarik etmenizi salık veririm...

Nyhavn'ın sağ kolu



Nyhavn'ın sol kolu




                   
Kopenhag’ın biraları ve sosisleri Bavyera’nınkilerle rahatlıkla yarışır düzeyde...


34 günde 8 tane sosisli götürmüşüm... Ortalamayı tutturmuş muydum acabaaa?



























Sevmişim ben bu şehri galiba!


Kobenhavn: Kuzeyin Paris'i




Esen K.

It's Time for a Tuborg now...


13 Mayıs 2012 Pazar

Mediha'nın mutfağından: Anne köftesi

Neredeyse her kentin her kasabanın nasıl kendi köftesi/köftecisi mevcutsa; her evin her annenin de bir değişik köftesi vardır.

Piknik menülerinin olmazsa olmazı, gece atıştırmalarının bir numarası: Bildiğiniz caaanım kuru ev köftesi... Sıcak-soğuk, ekmekle-ekmeksiz fark etmez, lüp lüp gider...

Geçen yaz, tatil dönüşü bize uğrayan Mediha Annemiz ricamız üzerine sağ olsun bizi kırmadı, kendi köfte tarifini uyguladı ve de paylaştı benimle:

Mediha Hanım, yarım kg köftelik kıymayı (dananın döşünden), yarım su bardağı galeta ununu, bir yumurtayı, ince kıyılmış bir avuç maydanozu, birer tatlı kaşığı tuz, kinzi, karabiber ve kimyonu, yarım su bardağı sıvıyağ, bir baş rendelenmiş soğan ve üç diş ezilmiş sarmısakla birlikte harmanlayarak köfte harcını hazırladı.

Sonra şip şip köftelerini şekle sokup fırın tepsisine diziverdi bir anda...

Evet yaaaaa, 10 dakkada hazır ediverdi köfteleri...

Pek pratikmişdi...

Kendisini takip etmekte epey zorlanmışım; şimdi bakıyorum da kargacık burgacık notlar alabilmişim ancak...

Köfteleri fırında pişirdik. Yanına da tereyağlı bir pilav ve çoban salatası hazırladık. Anne köftesi dediğin budur işte !!!



Hani derler ya; köfteyi ne kadar yoğurursan o kadar leziz olur diye; bu görüşe ben de inanırdım o güne dek.
Yalnız 5 dakkada şipşak hazırlanan köfteleri yiyince bu inancım sarsıldı; ancak lezzetin kaynağı Mediha'nın sırrı neydi acaba???

Birincisi kinzi, bundan eminim: Ciddi Gürcü - ki kinziyi çok sever Gürcüler - kökleri olan Karadeniz mutfağında yaygın olarak kullanılan maydanozgillerden kinzi (kişniş) özel bir bitki:
Taze yaprakları aromatik ot, ince öğütülen tohumları ise baharat olarak kullanılır. Çok belirgin, şahane keskin bir kokusu-tadı vardır. Kullanırken miktara dikkat!

Zamanla yeniden yeniden keşfettiğim ikinci sır neydi acaba?...

Tamam, şimdi hatırladım: Hangi ara bırakıverdi sevgisini köfte harcına Mediha Anne acaba.?. Ben malzemeleri not almaya çalışırken mevzuyu kaçırmışım sanırım yine yine yeniden...

Mediha Annemle birlikte tüm annelerin gününü kutlar,

Kekliğin civcivi








Merhum Annem Zehra'yla, Anneannem Makbule'yi rahmetle anarım...





Sevgiyle kalın,

Esen K.



3 Mayıs 2012 Perşembe

Güzelim Miss Yasemin

Yasemin, Zeytingiller (Oleaceae) familyasının Jasminum cinsinden 300 kadar tropik ve astropik çalımsı bitki türünün ortak adıdır.





Mis gibi bir kokusu vardır. Çiçeğinin uçucu değerli yağı çıkarılarak parfüm ve kolonya yapımında kullanılır.

Japonlar ve Çinliler öğünle birlikte ve öğünden sonra bolca tüketirler yaseminin çayını. Bizde pek yaygın değildir.

Yasemin, rahatlatıcı ve hazmı kolaylaştırıcı özellikleriyle bilinir. Uykusuzluğa ve yoğun strese iyi gelir. Bu durumda yatmadan yarım saat önce bir fincan yasemin can!

Demlemesi: Bir top yasemin çiçeği yaklaşık iki fincanlıktır. Kaynar suda bir kaç dakika bekletilmesi yeterlidir.


Bir top yasemin çiçeğini camdan (reaksiyonu her açıdan gözlemleyebilmek için) bir kase ya da demlik içinde kaynar suya bırakırsanız yavaş yavaş çiçek gibi açacak, coşacak; suya eşsiz rayihasını ve rengini bırakacaktır...







Her Allah’ın günü siyah çay tüketme - kötü - alışkanlığına artık bir son verelim!

Bitki aleminin binbir türlüsünü keşfeyleyelim! Derim!

Yasemin, yeşil çayla birlikte demlenirse daha enfes bir sonuç verir... 


Esen K.

Türkiye televizyon tarihinde sürrealizmin doruk noktası: Canlı yayında Cacık Show!

Emektar kabzımal Erman Toroğlu, TFF'nin futbolda şike ve 58. madde konusunda aldığı karar ile ilgili Federasyon Başkanı Yıldırım Demirören'in gerçekleştirdiği basın açıklaması sonrasında kanaltürK'te 30 Nisan tarihinde yayınlanan Telegol özel programında tartışmalara son noktayı koydu: Türk futbolundan bi cacık olmaz! 


Topu önüne aldı ve canlı yayında cacık yapmaya kalkıştı Erman Hoca... Böylece cacık da gündeme bomba gibi düşmüş oldu!






Fırsattan istifade, cacık gündemden düşmeden topa girelim dedik biz de. 


Müsadenle Sayın Erman Hocam; cacık öyle olmaz, böyle olur:


Şimdi top dünya tatlısı sevgili Aydın Boysan'da. Görüntülerde nefis Abimizin rövaşata tadındaki enfes cacık tarifi:


Yoğurt bir tahta kaşıkla su katılmaksızın çevire çevire iyice karıştırılacak.
Karıştırırken yüzde yedi oranında sızma zeytinyağı damla damla yoğurda katılacak. Öyle ki, yağ cacığın üstüne çıkmayıp, tümüyle yoğurda yedirilmiş olacak. 
Soyulmuş hıyarlar bir yanda dururken diş sarımsaklar bir havanda dövülüp ezilerek sübye kıvamına getirilecek. En önemli nokta, tuzlanan hıyarların asla yan tarafından doğranmaması. Bir elde tutulan hıyar sürekli döndürülürken, öteki eldeki keskin bıçak hıyarın uç tarafına eğimli biçimde girerek çentikler açacak. Öyle ki sürekli döndürülen hıyarda oluşan incecik, uzunca yongalar yoğurdun içine kendiliğinden düşecek. 
Ayrıca kırmızıbiber, az karabiber harmanlanıp cacığın üzerine serpilecek. Bu nefis karışım sofraya getirilmeden önce üç saat süreyle buzdolabında bekletilecek. 


Drrrrrrrrt !!! Son düdük çaldı! Açık ara şampiyon yılların tecrübesini sahaya yansıtan Aydın Boysan! 


Bir sonraki maça bakalım biz...


SağlıCa(cı)kla kalın!


aydın boysan


Esen K.







28 Nisan 2012 Cumartesi

Dünden kalanlar, Bölüm - I: Tavuk suyuna tarhana


Önceki günlerden kalan, buzdolabına kaldırılan artık yemekler ya da malzemeler  hep sıkıntı olmuştur. İkinci gün tercih edilmez. Üçüncü gün görmezden gelinir. Dördüncü gün acaba bayatladı mı gibisinden dert olmaya başlar... Arada, ikinci kez tüketilse de, yine arttıysa sonraki günlerde çoğunlukla çöpü boylar.
Bunu aşmanın bir yolu yemekleri bir öğünlük yapmaktır, ama mutfakta genelde ezberdeki tariflere ve miktarlara göre hareket edildiği için bu da pek mümkün olmaz...
İkinci ve daha sağlam yöntem ise; arta kalanları başka bir yemeğe dönüştürmektir. Meşhur bir lokanta geyiği vardır ya: “La oğlum, yayla çorbası kesin dünden kalma pilavla yapılmıştır, bulaşma sakın” gibisinden; bizimki de o hesap işte...

Yeri geldikçe, dilim de döndükçe, arta kalan yemeklerinizi veya malzemelerinizi farklı bir şekle dönüştürerek nasıl değerlendirebileceğinizi burada sizlere aktarmaya çalışacağım. İşte ilk örneğimiz:

Bir gün öncesinden bir miktar tavuk suyu ile biraz da didilmiş tavuk eti kalmış. Kuruları sakladığımız dolabımızın bir köşesinde de anneannemizin evvelki yaz sonu el emeği göz nuruyla hazırlamış olduğu ve çoktandır el sürmediğimiz tarhananın bir miktarı halen duruyor bez torbasında.

Hmmmm... Viki Viking misali işaret parmağım ile burnumun altını birazcık sıvazlayınca bir yıldız kümesi dönüverdi başım üstünde... Evveeet buldum işte! Harekete geçme zamanı...

Tavuk suyuna tarhana çorbasına ne dersiniz? Anneannenizin tarhanasını tavuk suyu ilavesiyle nasıl biliyorsanız öyle pişirin. Çorbaya pişirme esnasında bir avuç haşlanmış nohut ve 2-3 diş ince kıyılmış sarmısak ilave edin. Son aşamada; çorbanıza didilmiş tavuk etleri ile birlikte birer çay kaşığı kuru nane ve pul biber ekleyerek işi bitirin.  (Ben kuru nane yerine ocağın gazını kestikten sonra bir tutam ince kıyılmış taze nane ekledim.) 

Bu çorbaya tereyağı da pek yakışır. İster doğrudan çorbanın içine yedirebilir, isterseniz de küçük bir sos tenceresinde kuru nane ve pul biber ilavesiyle eriterek servis aşamasında çorbanın üzerine gezdirebilirsiniz tereyağını. 


Nefis oldu, tarhana daha da zenginleşti...






Afiyet olsun.



Esen K.

19 Nisan 2012 Perşembe

Japon sandvici: Suşi

Uygulaması zor ve maliyeti yüksek bir ürün olduğundan acaba yazsam mı yazmasam mı diye (aylarca) düşündüğüm suşiyi, düşkünü olan sevgilim doktora kutlaması için benden hazırlamamı rica ettiği zaman akan sular duruverdi. Hem yapalım, hem yazalım dedim...
Daha önce 7-8 kez tecrübe ettiğim suşi şimdi karşınızda:
Japonya’da 17. Yy’da ortaya çıkan suşi (sirkeli pirinç) Osaka ve Tokyo orijinlidir. Japon mutfağının karakteristiği; malzemelerin doğallığının korunması ve yemeklerin hafif olmasıdır. Bu mutfağın temelini deniz ürünleri ve haşlama pirinç oluşturur. Doğal olarak, Japonların uzun yaşam sırrı da yemek adetlerine bağlanmaktadır.

Suşi genel olarak üç sınıfa ayrılır:

1.)    Suşi – Maki: Pirinç ve deniz ürünlerinin nori yosuna sarılmasıyla hazırlanır.
2.)    Suşi – Nigiri: Sıkıştırılmış pirincin üzerine deniz ürünleri yerleştirilerek hazırlanır.
3.)    Suşi – Chirashi: Pirinç, deniz ürünleri, yumurta ve sebzeler harmanlanarak hazırlanır.
Suşi ile birlikte alınan içecekler genellikle; oça (yeşil çay), sake ve tahıl ya da erik gibi meyvelerden yapılan soçudur.
Suşi yapımında mutlaka taze, günlük deniz (ya da okyanus) balığı kullanılmalıdır. Tatlısu balıkları parazit içerdiği için kesinlikle kullanılmaz. Deniz ve okyanus balıklarında bulunan tuz bu parazitin oluşmasını engeller. Balığın (Norveç somonu, orkinos, v.b.) karın kısmından alınacak fileto en iyi sonucu verir.  Yaaaa, bana ne, ben asma yaprağı, bulgur, biber salçasıynan alabalıhla yapacağım Anadolu usulü bir suşi derseniz karışmam, emmeeee mutlaka pişirmek şartıynan!!!


Malzemeler:


Nori (Yosun): Yenilebilir cins okyanus ve deniz yosunlarının ezilerek ince tabaka haline getirilip fırınlanması sonucu elde edilir.
Wasabi: Japonların yaban turbu diye adlandırdıkları yeşil renkli bir kök sebzedir. Sadece Japonya’da yetişir, bu yüzden pahalı bir malzemedir. Toz haline getirilip paketlenerek satılır. Japonlar genelde tazesini kullanır. Wasabi olmazsa suşi de olmaz. Wasabi, burnu yakan acısı hemen geçen, tazeleyici bir üründür.
Gari Shoza (Zencefil turşusu): Suşi ile birlikte yenildiğinde ağza ferahlık verir ve çeşitli balıkların tadının daha iyi alınabilmesi için damak tadını değiştirir. Ayrıca antibakteriyel özelliğinden dolayı vücutta bakteri ve parazit oluşumunu engeller.
Japon soya sosu: Çin soya sosuna göre Japon soya sosu doğal olarak mayalandığından, daha az tuzlu olduğu için hoş aromasıyla suşi için daha uygundur.
Pirinç sirkesi: Yumuşak ve tatlı bir sirkedir, özellikle suşi için yapılır ve antiseptik görevi görür. Bulunamazsa, yerine elma ya da limon sirkesi kullanılabilir.


Pirinç: Suşiye özel japon pirinci, bulunamazsa Calrose tipi pirinç.
Sebzeler: Salatalık, marul (ya da kıvırcık) yaprakları, avokado.


Suşi pilavının hazırlanması (3-4 kişilik)
250 mlt sirkeye 3 çorba kaşığı toz şeker ve yarım çay kaşığı tuz eklenerek kaynama noktasına gelene kadar karıştırılarak pişirilir ve soğuması için kenarda bekletilir.
3 su bardağı pirinç akan suda berraklaşıncaya kadar yıkanır. Tencereye alınır, üzerine 3 su bardağı su ilave edilir, kaynamaya başlayıncaya dek yüksek ateşte pişirilir. Sonra ocağın altı kısılır ve yaklaşık 15 dakika, pirinç suyu çekene dek pişirilir. Ahşap bir kaba aktarılır, üzeri nemli bir bezle örtülerek 20 dakika dinlendirilir.
Sirkeli sos ahşap bir kaşık yardımıyla pilava yavaş yavaş karıştırılarak yedirilir. Pilav, üzerine nemli bez tekrar örtülerek 10 dakika daha dinlendirilir.

Deniz ürünlerinin hazırlanması
Balık (somon ya da orkinos) filetoları yaklaşık 10 santim uzunluğunda ve 1cmx1cm kalınlığında parçalara ayrılır. Orta boy jumbo karidesler, kabukları ile birlikte uzunlamasına ince ahşap şişlere geçirilerek kaynayan sirkeli suda 2-3 dakika kadar haşlanır ve kabukları ayıklanır.


Sebzelerin hazırlanması
Salatalık ve marul yaprakları uzunlamasına jülyen doğranır. Avokado, ikiye ayrıldıktan sonra yine uzunlamasına doğranır.


Wasabinin hazırlanması
3-4 çorba kaşığı Wasabi tozu, içine azar azar su eklenerek macun kıvamına gelinceye dek karıştırılır.


Suşi – Makinin hazırlanması

Evde ahşap bir kap yok idi, ben de aluminyum tepsinin altına ahşap bir altlık yerleştirdim, burada mesele zaten pilavın suyunun iyice çekilmesi

Suşi hasırı (Bambu Amerikan servis şeysi) naylon streç folyoyla kaplanır. Tabaka yosun bir makasla  uzunlamasına ortadan ikiye kesilir ve parlak kısmı alta gelecek şekilde hasırın kenarına yerleştirilir. Eller yapışmaması için hazırda bulunan bir kaptaki su ile hafif ıslatılır. Suşi pilavından bir avuç kadar alınarak yosunun üzerine üst tarafında 1 santim (yapıştırmayı sağlamak için) boşluk bırakmak suretiyle ve hafifçe bastırılarak iyice yayılır. Nohut büyüklüğünde Wasabi alınarak uzunlamasına pilavın orta kısmına sürülür.
Daha önce hazırlamış olduğumuz deniz ürünlerinden iki parça wasabinin üzerine yerleştirilir. İsteğe göre salatalık, marul ve/veya avokado eklenir.



İlk olarak, hasırın yardımıyla yosunun içindeki malzemeleri pirincin içine sıkıştırmak için iki elle öne doğru bir hamle yapılır ve dibine sıkıca baskı uygulanır. Daha sonra hasır geriye çekilir ve bu sefer tam rulo hamlesi gerçekleştirilir. Suşinin son halini alması ve yosunun iyice yapışması için hasırın üzerine ve yanlarına parmaklarla uzunlamasına sıkı masaj uygulanır.



Rulo bir kesme tahtasının üzerine alınır. Çok keskin bir bıçak sudan geçirilerek suşi rulosu önce ortadan ikiye kesilir, sonra iki parça yan yana getirilerek üçer parçaya daha ayrılır. Her kesimden önce bıçağı sudan geçirmeyi unutmayalım ki yapışmasın.




Suşi-Makinin (Pirinç dışta olacak şekilde) tersini hazırlamak için yosunumuzu yine hasırın üzerine koyuyoruz. Bu sefer pirinci yosunun tamamına yayıyoruz. Tabakayı ters çeviriyoruz, wasabimizi sürüyoruz ve malzemeleri yerleştirdikten sonra yine aynı şekilde sarıp kesiyoruz.




İç malzemelerin seçimini tamamen keyfinize bırakıyorum. Sadece avokado, salatalık ve marulla vejetaryen bir suşi de hazırlayabilirsiniz. Bu aşamada yaratıcılığınızı kullanın.

Suşi - Vegi



Suşi - Nigirinin hazırlanması
Nigiri hazırlamak daha basit. Elimizi yine ıslattıktan sonra yumurta büyüklüğünde pirinci alıp avcumuzun içinde sıkıştırıyoruz, üzerine wasabi sürüyoruz ve 3mmx2cmx6cm büyüklüğünde kesmiş olduğumuz balık filetosunu yerleştirerek iyice sıkıştırıyoruz. Sonra da çevresine 1cm kalınlığında yosun sarıyoruz. Karides kullanacak isek, karidesi alt kısmından başlayarak uzunlamasına ortasına kadar keserek elle ikiye ayırıp yine aynı biçimde nigiri-karides elde edebiliriz.

Suşi - Nigiri
Bu işin nihayeti bir şölen. Suşileri önce wasabiye sonra da soya sosuna banıp afiyetle işkembeye indirmece. Tüm bu malzemelerin bileşimi damakta adeta bir bomba misali patlamaca... Benzersiz bir lezzet.
Waowwww... Bu arada suşiyi anlatmak yapmaktan da zormuş, betermiş...




Suşi maratonunu baştan sona benimle birlikte koşan kuzenim Emrah’a ve bu vesileyle doktora tezini kutladığımız suşi manyağı sevgilim İlknur’a sonsuz sevgilerimle...


Dip Not: Suşiye özgü özel malzemeler artık bazı sitelerde internet üzerinden siparişle satın alınabiliyor. Ama deniz ürünlerini kesinlikle çok güvendiğiniz bir yerden (Metro veyahut real) tedarik etmenizi özellikle tavsiye ederim. Uygulama konusunda sıkıştığınız yerde bana başvurabilirsiniz.

食欲 


Esen K.