13 Mayıs 2012 Pazar

Mediha'nın mutfağından: Anne köftesi

Neredeyse her kentin her kasabanın nasıl kendi köftesi/köftecisi mevcutsa; her evin her annenin de bir değişik köftesi vardır.

Piknik menülerinin olmazsa olmazı, gece atıştırmalarının bir numarası: Bildiğiniz caaanım kuru ev köftesi... Sıcak-soğuk, ekmekle-ekmeksiz fark etmez, lüp lüp gider...

Geçen yaz, tatil dönüşü bize uğrayan Mediha Annemiz ricamız üzerine sağ olsun bizi kırmadı, kendi köfte tarifini uyguladı ve de paylaştı benimle:

Mediha Hanım, yarım kg köftelik kıymayı (dananın döşünden), yarım su bardağı galeta ununu, bir yumurtayı, ince kıyılmış bir avuç maydanozu, birer tatlı kaşığı tuz, kinzi, karabiber ve kimyonu, yarım su bardağı sıvıyağ, bir baş rendelenmiş soğan ve üç diş ezilmiş sarmısakla birlikte harmanlayarak köfte harcını hazırladı.

Sonra şip şip köftelerini şekle sokup fırın tepsisine diziverdi bir anda...

Evet yaaaaa, 10 dakkada hazır ediverdi köfteleri...

Pek pratikmişdi...

Kendisini takip etmekte epey zorlanmışım; şimdi bakıyorum da kargacık burgacık notlar alabilmişim ancak...

Köfteleri fırında pişirdik. Yanına da tereyağlı bir pilav ve çoban salatası hazırladık. Anne köftesi dediğin budur işte !!!



Hani derler ya; köfteyi ne kadar yoğurursan o kadar leziz olur diye; bu görüşe ben de inanırdım o güne dek.
Yalnız 5 dakkada şipşak hazırlanan köfteleri yiyince bu inancım sarsıldı; ancak lezzetin kaynağı Mediha'nın sırrı neydi acaba???

Birincisi kinzi, bundan eminim: Ciddi Gürcü - ki kinziyi çok sever Gürcüler - kökleri olan Karadeniz mutfağında yaygın olarak kullanılan maydanozgillerden kinzi (kişniş) özel bir bitki:
Taze yaprakları aromatik ot, ince öğütülen tohumları ise baharat olarak kullanılır. Çok belirgin, şahane keskin bir kokusu-tadı vardır. Kullanırken miktara dikkat!

Zamanla yeniden yeniden keşfettiğim ikinci sır neydi acaba?...

Tamam, şimdi hatırladım: Hangi ara bırakıverdi sevgisini köfte harcına Mediha Anne acaba.?. Ben malzemeleri not almaya çalışırken mevzuyu kaçırmışım sanırım yine yine yeniden...

Mediha Annemle birlikte tüm annelerin gününü kutlar,

Kekliğin civcivi








Merhum Annem Zehra'yla, Anneannem Makbule'yi rahmetle anarım...





Sevgiyle kalın,

Esen K.



3 Mayıs 2012 Perşembe

Güzelim Miss Yasemin

Yasemin, Zeytingiller (Oleaceae) familyasının Jasminum cinsinden 300 kadar tropik ve astropik çalımsı bitki türünün ortak adıdır.





Mis gibi bir kokusu vardır. Çiçeğinin uçucu değerli yağı çıkarılarak parfüm ve kolonya yapımında kullanılır.

Japonlar ve Çinliler öğünle birlikte ve öğünden sonra bolca tüketirler yaseminin çayını. Bizde pek yaygın değildir.

Yasemin, rahatlatıcı ve hazmı kolaylaştırıcı özellikleriyle bilinir. Uykusuzluğa ve yoğun strese iyi gelir. Bu durumda yatmadan yarım saat önce bir fincan yasemin can!

Demlemesi: Bir top yasemin çiçeği yaklaşık iki fincanlıktır. Kaynar suda bir kaç dakika bekletilmesi yeterlidir.


Bir top yasemin çiçeğini camdan (reaksiyonu her açıdan gözlemleyebilmek için) bir kase ya da demlik içinde kaynar suya bırakırsanız yavaş yavaş çiçek gibi açacak, coşacak; suya eşsiz rayihasını ve rengini bırakacaktır...







Her Allah’ın günü siyah çay tüketme - kötü - alışkanlığına artık bir son verelim!

Bitki aleminin binbir türlüsünü keşfeyleyelim! Derim!

Yasemin, yeşil çayla birlikte demlenirse daha enfes bir sonuç verir... 


Esen K.

Türkiye televizyon tarihinde sürrealizmin doruk noktası: Canlı yayında Cacık Show!

Emektar kabzımal Erman Toroğlu, TFF'nin futbolda şike ve 58. madde konusunda aldığı karar ile ilgili Federasyon Başkanı Yıldırım Demirören'in gerçekleştirdiği basın açıklaması sonrasında kanaltürK'te 30 Nisan tarihinde yayınlanan Telegol özel programında tartışmalara son noktayı koydu: Türk futbolundan bi cacık olmaz! 


Topu önüne aldı ve canlı yayında cacık yapmaya kalkıştı Erman Hoca... Böylece cacık da gündeme bomba gibi düşmüş oldu!






Fırsattan istifade, cacık gündemden düşmeden topa girelim dedik biz de. 


Müsadenle Sayın Erman Hocam; cacık öyle olmaz, böyle olur:


Şimdi top dünya tatlısı sevgili Aydın Boysan'da. Görüntülerde nefis Abimizin rövaşata tadındaki enfes cacık tarifi:


Yoğurt bir tahta kaşıkla su katılmaksızın çevire çevire iyice karıştırılacak.
Karıştırırken yüzde yedi oranında sızma zeytinyağı damla damla yoğurda katılacak. Öyle ki, yağ cacığın üstüne çıkmayıp, tümüyle yoğurda yedirilmiş olacak. 
Soyulmuş hıyarlar bir yanda dururken diş sarımsaklar bir havanda dövülüp ezilerek sübye kıvamına getirilecek. En önemli nokta, tuzlanan hıyarların asla yan tarafından doğranmaması. Bir elde tutulan hıyar sürekli döndürülürken, öteki eldeki keskin bıçak hıyarın uç tarafına eğimli biçimde girerek çentikler açacak. Öyle ki sürekli döndürülen hıyarda oluşan incecik, uzunca yongalar yoğurdun içine kendiliğinden düşecek. 
Ayrıca kırmızıbiber, az karabiber harmanlanıp cacığın üzerine serpilecek. Bu nefis karışım sofraya getirilmeden önce üç saat süreyle buzdolabında bekletilecek. 


Drrrrrrrrt !!! Son düdük çaldı! Açık ara şampiyon yılların tecrübesini sahaya yansıtan Aydın Boysan! 


Bir sonraki maça bakalım biz...


SağlıCa(cı)kla kalın!


aydın boysan


Esen K.







28 Nisan 2012 Cumartesi

Dünden kalanlar, Bölüm - I: Tavuk suyuna tarhana


Önceki günlerden kalan, buzdolabına kaldırılan artık yemekler ya da malzemeler  hep sıkıntı olmuştur. İkinci gün tercih edilmez. Üçüncü gün görmezden gelinir. Dördüncü gün acaba bayatladı mı gibisinden dert olmaya başlar... Arada, ikinci kez tüketilse de, yine arttıysa sonraki günlerde çoğunlukla çöpü boylar.
Bunu aşmanın bir yolu yemekleri bir öğünlük yapmaktır, ama mutfakta genelde ezberdeki tariflere ve miktarlara göre hareket edildiği için bu da pek mümkün olmaz...
İkinci ve daha sağlam yöntem ise; arta kalanları başka bir yemeğe dönüştürmektir. Meşhur bir lokanta geyiği vardır ya: “La oğlum, yayla çorbası kesin dünden kalma pilavla yapılmıştır, bulaşma sakın” gibisinden; bizimki de o hesap işte...

Yeri geldikçe, dilim de döndükçe, arta kalan yemeklerinizi veya malzemelerinizi farklı bir şekle dönüştürerek nasıl değerlendirebileceğinizi burada sizlere aktarmaya çalışacağım. İşte ilk örneğimiz:

Bir gün öncesinden bir miktar tavuk suyu ile biraz da didilmiş tavuk eti kalmış. Kuruları sakladığımız dolabımızın bir köşesinde de anneannemizin evvelki yaz sonu el emeği göz nuruyla hazırlamış olduğu ve çoktandır el sürmediğimiz tarhananın bir miktarı halen duruyor bez torbasında.

Hmmmm... Viki Viking misali işaret parmağım ile burnumun altını birazcık sıvazlayınca bir yıldız kümesi dönüverdi başım üstünde... Evveeet buldum işte! Harekete geçme zamanı...

Tavuk suyuna tarhana çorbasına ne dersiniz? Anneannenizin tarhanasını tavuk suyu ilavesiyle nasıl biliyorsanız öyle pişirin. Çorbaya pişirme esnasında bir avuç haşlanmış nohut ve 2-3 diş ince kıyılmış sarmısak ilave edin. Son aşamada; çorbanıza didilmiş tavuk etleri ile birlikte birer çay kaşığı kuru nane ve pul biber ekleyerek işi bitirin.  (Ben kuru nane yerine ocağın gazını kestikten sonra bir tutam ince kıyılmış taze nane ekledim.) 

Bu çorbaya tereyağı da pek yakışır. İster doğrudan çorbanın içine yedirebilir, isterseniz de küçük bir sos tenceresinde kuru nane ve pul biber ilavesiyle eriterek servis aşamasında çorbanın üzerine gezdirebilirsiniz tereyağını. 


Nefis oldu, tarhana daha da zenginleşti...






Afiyet olsun.



Esen K.

19 Nisan 2012 Perşembe

Japon sandvici: Suşi

Uygulaması zor ve maliyeti yüksek bir ürün olduğundan acaba yazsam mı yazmasam mı diye (aylarca) düşündüğüm suşiyi, düşkünü olan sevgilim doktora kutlaması için benden hazırlamamı rica ettiği zaman akan sular duruverdi. Hem yapalım, hem yazalım dedim...
Daha önce 7-8 kez tecrübe ettiğim suşi şimdi karşınızda:
Japonya’da 17. Yy’da ortaya çıkan suşi (sirkeli pirinç) Osaka ve Tokyo orijinlidir. Japon mutfağının karakteristiği; malzemelerin doğallığının korunması ve yemeklerin hafif olmasıdır. Bu mutfağın temelini deniz ürünleri ve haşlama pirinç oluşturur. Doğal olarak, Japonların uzun yaşam sırrı da yemek adetlerine bağlanmaktadır.

Suşi genel olarak üç sınıfa ayrılır:

1.)    Suşi – Maki: Pirinç ve deniz ürünlerinin nori yosuna sarılmasıyla hazırlanır.
2.)    Suşi – Nigiri: Sıkıştırılmış pirincin üzerine deniz ürünleri yerleştirilerek hazırlanır.
3.)    Suşi – Chirashi: Pirinç, deniz ürünleri, yumurta ve sebzeler harmanlanarak hazırlanır.
Suşi ile birlikte alınan içecekler genellikle; oça (yeşil çay), sake ve tahıl ya da erik gibi meyvelerden yapılan soçudur.
Suşi yapımında mutlaka taze, günlük deniz (ya da okyanus) balığı kullanılmalıdır. Tatlısu balıkları parazit içerdiği için kesinlikle kullanılmaz. Deniz ve okyanus balıklarında bulunan tuz bu parazitin oluşmasını engeller. Balığın (Norveç somonu, orkinos, v.b.) karın kısmından alınacak fileto en iyi sonucu verir.  Yaaaa, bana ne, ben asma yaprağı, bulgur, biber salçasıynan alabalıhla yapacağım Anadolu usulü bir suşi derseniz karışmam, emmeeee mutlaka pişirmek şartıynan!!!


Malzemeler:


Nori (Yosun): Yenilebilir cins okyanus ve deniz yosunlarının ezilerek ince tabaka haline getirilip fırınlanması sonucu elde edilir.
Wasabi: Japonların yaban turbu diye adlandırdıkları yeşil renkli bir kök sebzedir. Sadece Japonya’da yetişir, bu yüzden pahalı bir malzemedir. Toz haline getirilip paketlenerek satılır. Japonlar genelde tazesini kullanır. Wasabi olmazsa suşi de olmaz. Wasabi, burnu yakan acısı hemen geçen, tazeleyici bir üründür.
Gari Shoza (Zencefil turşusu): Suşi ile birlikte yenildiğinde ağza ferahlık verir ve çeşitli balıkların tadının daha iyi alınabilmesi için damak tadını değiştirir. Ayrıca antibakteriyel özelliğinden dolayı vücutta bakteri ve parazit oluşumunu engeller.
Japon soya sosu: Çin soya sosuna göre Japon soya sosu doğal olarak mayalandığından, daha az tuzlu olduğu için hoş aromasıyla suşi için daha uygundur.
Pirinç sirkesi: Yumuşak ve tatlı bir sirkedir, özellikle suşi için yapılır ve antiseptik görevi görür. Bulunamazsa, yerine elma ya da limon sirkesi kullanılabilir.


Pirinç: Suşiye özel japon pirinci, bulunamazsa Calrose tipi pirinç.
Sebzeler: Salatalık, marul (ya da kıvırcık) yaprakları, avokado.


Suşi pilavının hazırlanması (3-4 kişilik)
250 mlt sirkeye 3 çorba kaşığı toz şeker ve yarım çay kaşığı tuz eklenerek kaynama noktasına gelene kadar karıştırılarak pişirilir ve soğuması için kenarda bekletilir.
3 su bardağı pirinç akan suda berraklaşıncaya kadar yıkanır. Tencereye alınır, üzerine 3 su bardağı su ilave edilir, kaynamaya başlayıncaya dek yüksek ateşte pişirilir. Sonra ocağın altı kısılır ve yaklaşık 15 dakika, pirinç suyu çekene dek pişirilir. Ahşap bir kaba aktarılır, üzeri nemli bir bezle örtülerek 20 dakika dinlendirilir.
Sirkeli sos ahşap bir kaşık yardımıyla pilava yavaş yavaş karıştırılarak yedirilir. Pilav, üzerine nemli bez tekrar örtülerek 10 dakika daha dinlendirilir.

Deniz ürünlerinin hazırlanması
Balık (somon ya da orkinos) filetoları yaklaşık 10 santim uzunluğunda ve 1cmx1cm kalınlığında parçalara ayrılır. Orta boy jumbo karidesler, kabukları ile birlikte uzunlamasına ince ahşap şişlere geçirilerek kaynayan sirkeli suda 2-3 dakika kadar haşlanır ve kabukları ayıklanır.


Sebzelerin hazırlanması
Salatalık ve marul yaprakları uzunlamasına jülyen doğranır. Avokado, ikiye ayrıldıktan sonra yine uzunlamasına doğranır.


Wasabinin hazırlanması
3-4 çorba kaşığı Wasabi tozu, içine azar azar su eklenerek macun kıvamına gelinceye dek karıştırılır.


Suşi – Makinin hazırlanması

Evde ahşap bir kap yok idi, ben de aluminyum tepsinin altına ahşap bir altlık yerleştirdim, burada mesele zaten pilavın suyunun iyice çekilmesi

Suşi hasırı (Bambu Amerikan servis şeysi) naylon streç folyoyla kaplanır. Tabaka yosun bir makasla  uzunlamasına ortadan ikiye kesilir ve parlak kısmı alta gelecek şekilde hasırın kenarına yerleştirilir. Eller yapışmaması için hazırda bulunan bir kaptaki su ile hafif ıslatılır. Suşi pilavından bir avuç kadar alınarak yosunun üzerine üst tarafında 1 santim (yapıştırmayı sağlamak için) boşluk bırakmak suretiyle ve hafifçe bastırılarak iyice yayılır. Nohut büyüklüğünde Wasabi alınarak uzunlamasına pilavın orta kısmına sürülür.
Daha önce hazırlamış olduğumuz deniz ürünlerinden iki parça wasabinin üzerine yerleştirilir. İsteğe göre salatalık, marul ve/veya avokado eklenir.



İlk olarak, hasırın yardımıyla yosunun içindeki malzemeleri pirincin içine sıkıştırmak için iki elle öne doğru bir hamle yapılır ve dibine sıkıca baskı uygulanır. Daha sonra hasır geriye çekilir ve bu sefer tam rulo hamlesi gerçekleştirilir. Suşinin son halini alması ve yosunun iyice yapışması için hasırın üzerine ve yanlarına parmaklarla uzunlamasına sıkı masaj uygulanır.



Rulo bir kesme tahtasının üzerine alınır. Çok keskin bir bıçak sudan geçirilerek suşi rulosu önce ortadan ikiye kesilir, sonra iki parça yan yana getirilerek üçer parçaya daha ayrılır. Her kesimden önce bıçağı sudan geçirmeyi unutmayalım ki yapışmasın.




Suşi-Makinin (Pirinç dışta olacak şekilde) tersini hazırlamak için yosunumuzu yine hasırın üzerine koyuyoruz. Bu sefer pirinci yosunun tamamına yayıyoruz. Tabakayı ters çeviriyoruz, wasabimizi sürüyoruz ve malzemeleri yerleştirdikten sonra yine aynı şekilde sarıp kesiyoruz.




İç malzemelerin seçimini tamamen keyfinize bırakıyorum. Sadece avokado, salatalık ve marulla vejetaryen bir suşi de hazırlayabilirsiniz. Bu aşamada yaratıcılığınızı kullanın.

Suşi - Vegi



Suşi - Nigirinin hazırlanması
Nigiri hazırlamak daha basit. Elimizi yine ıslattıktan sonra yumurta büyüklüğünde pirinci alıp avcumuzun içinde sıkıştırıyoruz, üzerine wasabi sürüyoruz ve 3mmx2cmx6cm büyüklüğünde kesmiş olduğumuz balık filetosunu yerleştirerek iyice sıkıştırıyoruz. Sonra da çevresine 1cm kalınlığında yosun sarıyoruz. Karides kullanacak isek, karidesi alt kısmından başlayarak uzunlamasına ortasına kadar keserek elle ikiye ayırıp yine aynı biçimde nigiri-karides elde edebiliriz.

Suşi - Nigiri
Bu işin nihayeti bir şölen. Suşileri önce wasabiye sonra da soya sosuna banıp afiyetle işkembeye indirmece. Tüm bu malzemelerin bileşimi damakta adeta bir bomba misali patlamaca... Benzersiz bir lezzet.
Waowwww... Bu arada suşiyi anlatmak yapmaktan da zormuş, betermiş...




Suşi maratonunu baştan sona benimle birlikte koşan kuzenim Emrah’a ve bu vesileyle doktora tezini kutladığımız suşi manyağı sevgilim İlknur’a sonsuz sevgilerimle...


Dip Not: Suşiye özgü özel malzemeler artık bazı sitelerde internet üzerinden siparişle satın alınabiliyor. Ama deniz ürünlerini kesinlikle çok güvendiğiniz bir yerden (Metro veyahut real) tedarik etmenizi özellikle tavsiye ederim. Uygulama konusunda sıkıştığınız yerde bana başvurabilirsiniz.

食欲 


Esen K.

25 Mart 2012 Pazar

Sebzelerin Padişahı: Enginar Han Hazretleri


Hoy, hoy, hoy!!! Mevsimi geldi padişahın!

Nedense bizde değeri sonradan anlaşılan sebzelerdendir enginar. Halen de yeterince bilindiğini ve tüketildiğini sanmıyorum. Tanıtımına bir gram da olsa katkım olursa ne âlâ...
Enginar, birleşikgiller familyasından, başı (kömeç) bir çiçeklik (taban, çanak) üzerinde yapraklardan oluşan yenilebilir bir bitkidir. Etli ve gevrek olan taban tüyleri temizlendikten sonra yenir ve yaprak dipleri de tüketilir. Sicilya kökenlidir ve İtalya’da çok kullanılır. Türkiye’de en çok bayrampaşa, sakız, şıra ve darıca türleri bilinir.





Kösreli, Ceyhan (Adana) yakınlarında bir enginar tarlası ve bekçi çadırı. Düşmanı çok padişahın! Bekçi bu yüzden köpeği ile 24 saat mesaide...



Satın alırken enginarın ağır ve sert, yapraklarının kırılgan olmasına, üzerinde siyah lekeler bulunmamasına ve çok sık olmasına (enginar bir çiçek goncasıdır, yapraklarının açılmış olması fazla olgun olduğunu, bu nedenle sert ve fazla tüylü olacağına işaret eder) dikkat etmek gerekir.


Hazırlama: Çok keskin bir bıçakla, enginarları üçte iki yükseklikten kesin. Limonlu, bol suda yıkayın. Kararmaması için içini, dışını yarım limonla ovun. Sapını yaprakların dibinden kesin. Sinirli kısımları sapla birlikte ayrılacaktır. Beş dakika limonlu, tuzlu kaynar suda ağartın. Soğutun, süzün, ortadaki küçük yaprakları ve tüyleri çıkarın. Ağartma suyunu ayırın. 


Sapını sakın atmayın; kabuğunu soyduktan sonra tuzlayarak hıyar gibi kütür kütür yiyebilir ya da salatalarda kullanabilirsiniz.



Şehzadenin hazırlanmış hali

Zeytinyağlı enginar dolması (Girit usulü): 4 adet bebe (şehzade) enginarı yukarıda bahsedildiği gibi hazırlayın. 1 baş soğanı zar şeklinde doğrayın ve zeytinyağında öldürün. Yıkanmış bir su bardağı pirinç, tuz ve karabiber ekleyin ve bir tahta kaşıkla çevirin ki tüm pirinç taneleri zeytinyağı ile kaplansın. İnce kıyılmış bir avuç dereotunu karışıma ekleyin, karıştırın ve ocağın gazını kesin, iç harcını dinlenmeye bırakın.
Şehzadelerin içini, yaprakların arasını iç harçla doldurun ve bir tencereye yerleştirin. Üzerlerine zeytinyağı gezdirin, ağartma suyunu tencereye ekleyin. Üzerine bir porselen tabak koyun. Tencerenin kapağını kapatın, 30 -40 dakika kadar pişirin. Ilıyıncaya kadar bekleyip, afiyetle tüketin. Tüm zeytinyağlılarda olduğu gibi bu dolma da bir gün dolapta bekletildikten sonra daha lezzetli olur.
Dikkat! Bu dolmanın tüketimi de adeta bir merasimdir. Önce dış kabuklar elle kopartılarak dipleri somurulur (somurmak: dudakları yapıştırıp kuvvetlice içine çekmek, emme eylemi). Sonrasında harcıyla çanağı mideye indirilir.
Bu padişah sebzesi ve lezzetiyle ilk kez 23 yaşındayken İzmir’de Girit kökenli bir ailenin mutfağında tanışmış ve böylece bir yaşıma daha girmiştim. Bizim oralarda bulunabilen bir malzeme değildi. Şimdi neyse ki artık iyi kötü ulaşılabilir durumda kendileri...






Zeytinyağlı, baklalı çanak enginar: Bir baş soğanı yemeklik doğrayın ve zeytinyağında pembeleşinceye kadar çevirin. Tuz, karabiber ve bir tatlı kaşığı kadar da şeker ilave edin. Bir su bardağı kadar taze iç baklayı tencereye ekleyin. 1-2 dakika çevirin, yarım su bardağı su ekleyip tencerenin kapağını kapatın ve 5 dakika bu şekilde pişirin.
Sonra dört adet temizlenmiş enginar çanağını tencereye ilave edin, üzerini örtecek kadar su ile orta ateşte enginarlar yumuşayıncaya dek pişirin. Ocaktan almadan önce üzerine yarım limonun suyunu gezdirin.
Ilımaya bırakın. Bir tutam ince kıyılmış dere otu ile servise hazırlayın.






Esen K.

Kaynak: Larousse Gastronomique, 2005, İstanbul, Oğlak yay.

21 Mart 2012 Çarşamba

Makarna sosları, Bölüm II: Bal Kabaklı, Füme Somonlu Linguine

Mutfak, yaratıcılığınızı kullanarak harikalar yaratabileceğiniz ve bunu yaparken kendinizi hayatın sıkıcı hallerinden uzaklaştırabileceğiniz, huzura erebileceğiniz, dinlenebileceğiniz, aynı zamanda müthiş keyfler alabileceğiniz benzersiz bir ‘sanat’ alanıdır bence. Boşuna ‘mutfak sanatı’ dememişler.  
Doğaçlamalar her zaman iyi sonuç vermiyor olsa da, her seferinde aynı heyecanla, yeni, farklı malzemeler kullanarak bir eser ortaya çıkarmak çok zevkli bir uğraştır; hem böylece mutfak bilginizi artırabilir, hünerlerinizi sürekli geliştirebilirsiniz. Bu bağlamda tıkınmak dışında mutfağa adımını atmayanlara hayret ederim.

Geç olsun, güç olmasın; ben de mutfağa nispeten geç girenlerdenim...

Aklıma gelen yeni reçeteleri sürekli olarak denemeye, geliştirmeye çalışırım. Hafiften müziğim de hiç eksik olmaz arka fonda. Bir de bakmışım saatler akıp geçivermiş...

Reçeteler bazen rüyalarıma da girer. Rüyanın hemen ardından uyanırsam malzeme listesi henüz dimağımdadır; unutmamak için üşenmeden hemen not alırım.

İşte o hayal ürünü reçetelerden birisi (Tarif iki kişiliktir): Birer adet kırmızı biber ve yeşil köy biberini ince şeritler halinde, 3-4 diş sarımsağı  da zar şeklinde doğrayalım. 2 çorba kaşığı zeytinyağını sos tenceresinde kızdırdıktan sonra önce biberleri 2 dakika kadar, sonra da sarımsakları da ekleyerek karışımı 1 dakika daha soteleyelim. Bu arada tuzunu ve karabiberini de ayarlayalım.
Biber ve sarımsakları bir kenara ayıralım. Aynı tencerede bu kez küp küp doğramış olduğumuz yarım dilim kadar balkabağını 2-3 dakika çevirelim ve üzerine yarım su bardağı beyaz şarap ekleyelim. Tencerenin kapağını kapatarak kabaklar hafif (dişe gelecek kadar) yumuşayıncaya dek orta ateşte pişirelim.
Tencerenin altını kıstıktan sonra içine biber ve sarımsakları, 3 çorba kaşığı kremayı ve elimizle kabaca parçalara ayırdığımız 50 gr kadar (iki dilim) füme somon ekleyelim. Yine 7-8 yaprak taze adaçayını (kurusu da olabilir) küçük parçalara ayırıp sosumuza ilave edelim. Hafifçe karıştıralım, tuzunu, karabiberini kontrol edelim ve sos kaynamaya başlayınca ocağın gazını keselim, tencerenin kapağını kapatarak dinlendirelim.


Bu arada tuzlu bol suda (al dente) haşlamış olduğumuz linguinelerin (yassı spagetti) suyunu süzdükten sonra sosumuzla harmanlayıp servis edelim. Lezzet esintileri bu sefer Anadolu toprağından Kuzey Denizi’ne doğru...


Bon Appetit!

Esen K.